Tedavisi iyi yapılmamış veya tedaviye rağmen hastalığı geçmemiş genç kızlarımızın evlenmesi ve çocuk sahibi olması büyük sorundur.

Çoğu epileptik genç kızların kendileri ve bazen ailesi, hastalığı saklar. Bu hastalığın nişanlılık veya evlilikte sonradan eşler tarafından öğrenilmesi sorun olabilir.

Ne yazık ki, toplumumuzda epilepsi yani sara hastalığı yanlış tanınmaktadır.

Epilepsi hastalığının tedavisi iyi yapılırsa, hastalar normal hayatına devam eder. Ne sokakta bayılırlar, ne de işyerinde verimleri düşer.

Gebelik ve çocuk doğurma, epileptik kadınların büyük çoğunluğunda ciddi bir soruna yol açmaz. Çocuk sahibi olmak isteyen epileptik kadın, gebelik boyunca nörologun ve kadın doğum uzmanının kontrolünde olmalıdır. Nörologla, kadın doğum doktoru da kendi aralarında irtibat halinde olmalıdır. Günümüzde, artık anne karnında bazı hastalıkların ve anomalilerin tanısı yapılmaktadır. Yani, epileptik annelerin çocuğunda da bir anormallik olursa bu da tespit edilir.

Epileptik kadınlar genelde aşağıdaki soruların cevaplarını ararlar.

SORU: Epilepsi olduğumu eşime söylemeli miyim?

YANIT: Tabi ki, söylenmelidir. Epilepsi genelde tedaviyle kontrol altına alınan ve çoğu hastalığa göre hastanın hayatını kısıtlamayan bir hastalıktır.

SORU: Gebe kalırsam ilaç kullanmam doğru mu?

YANIT: İlaç kullanmak gerekiyorsa, kesinlikle kullanılmalıdır. Çünkü ilaç kesilirse büyük nöbet geçirme riski çok fazladır. Nöbetlerin anneye ve bebeğe olan zararı, ilaçlardan çok daha fazladır. İlaç seçerken nörolog doktor, kadın doğum uzmanı ile irtibat halinde olmalı ve ilacın yan etkisini göz önünde bulundurmalı ve de anne, babaya bilgi vermelidir.

SORU: İlaç bebeğime ne gibi zararlar verir?

YANIT: Gebelikte ilaç kullanmak bebeklerde % 5 -6 gibi çok düşük oranda anomali yapar. Bu amolilerin çoğu da YARIK DUDAK gibi basit ve daha sonradan basit bir estetik operasyonla düzeltilecek anomalilerdir. Bu 10 yıllık mesleki deneyimimde epileptik gebe hastalarımla kesinlikle ilaç kesmedim, fakat hiçbir zaman yarık dudak görmedim.

Çok az oranda, bebeklerde nörol tüp defekti ve kalp hastalığı olabilir.

Yapılan araştırmalar Valproik asitin (yani Depakin ve Convulex’ in) nörol tüp defekti yapma olasılığının yüksek olduğunu göstermiştir. Fenitoin’ in (Epdantom) ise, yarık dudak ve kalp anomalileri ile daha çok düşüktür. Ve gebelikte tespit edilir.

SORU: Gebeliğimde ilaçlarım nasıl ayarlanmalı?

YANIT: Gebelik daha gerçekleşmeden nöbetlerin iyi bir şekilde kontrol edilebildiği en az doz belirlenmeli ve nöbet tek ilaçla kontrol altına almaya çalışmalıdır. İlaç kambinasyonlarından yani iki veya daha fazla ilaç kullanmaktan kaçınılmalıdır.

SORU: Gebeliğimde metabolizmamda ve hormonlarımdaki olan değişim epilepsimi nasıl etkiler?

YANIT: Gebelikte iyi bir ilaç tedavisi ve yakın takiple pek fazla sorun olmaz. Fakat epileptik gebelerde metabolik değişiklik bazen, nöbetleri tetikler ilaca rağmen gebede nöbet olur. Fakat bu çok nadir bir durumdur. Bu durumda yeniden ilaç dozu ayarlanması yapılır.

SORU: Normal doğum mu yapmalıyım, sezaryan mı?

YANIT: Ben genelde hastalarıma sezaryan öderirim. Çünkü normal doğumda oluşabilecek ağrılar ve doğum süresinin uzaması vs… gibi durumlar nöbeti tetikleyebilir.

Epileptik kadınların kafasında belki binlerce soru geçer. Ben yukarıda en çok cevabı aranan sorulara çok kısa yanıt vermeye çalıştım.

Epileptik genç kızlar, korkmadan vlenip, korkmadan çocuk sahibi olabilirler. Bu süreç içinde nörolog ve kadın doğum doktorlarının kontrolünden çıkmamaları ve ilaçlarını düzgün almaları şarttır.

 

Doç. Dr. Serdar Dağ

Nörolog

 

 

Kaynak

Doğum öncesi kurslarına katılmayı ne zaman düşünmelisiniz? Henüz üçüncü trimesterin başlangıcı olduğu halde bu kurslara kayıt yaptırma vakti geldi. Kurslara şimdi yazılmak iyi bir fikirdir, böylece hamileliğin sonuna kadar bu kursları bitirebilirsiniz. Bunu yaparak, öğrendiklerinizi uygulamak için zaman kazanacaksınız. Doğum yaptığınızda kursa yeni başlamış olmayacaksınız!


Siz ve Eşiniz Doğum Öncesi Kursla­ra Katılmalı mısınız?
Hamileyken, bü­yük olasılıkla doktorunuzla konuşarak ve ona sorular sorarak doğumda neler olacağını öğreniyor olabilirsiniz.  Doğum kursları yi­ne de hamileliğin bu önemli bölümü ko­nusunda bilgi edinmek için diğer bir yol­dur. Doğum süreci ve doğum için hazır­lanmanıza yardım ederler.
Düzenli olarak bir kursa giderek, ge­nellikle 4 ila 6 hafta süreyle haftada bir kez, sizi endişelendiren şeyler konusun­da birçok bilgi edinebilirsiniz.


Kurslar çoğunlukla, aşağıdakiler dahil olmak üzere çok geniş kapsamlı konuları içerir:
• Farklı doğum yöntemleri nelerdir?• “Doğal doğum” yöntemi nedir?• Sezaryenle doğum nedir?• Hangi ağrı kesici yöntemler uygulan­maktadır?• Seçtiğiniz doğum yöntemi ile ilgili bil­meniz (ve uygulamanız) gerekenler.• Epizyotomiye ihtiyacmız olacak mı?• Lavmana ihtiyacınız olacak mı?• Fetal denetimi ne zaman gereklidir?• Hastaneye gittiğinizde neler olacak?• Epidural veya bazı anestezi türleri si­zin için doğru mudur?
Bunlar önemli sorulardır. Eğer doğum eğitimi kursunda bu sorular yanıtlanmı­yorsa bu konuları doktorunuzla konuşun.


Doğum Öncesi Kurslara Kimler Gi­der?
Kurslar genellikle hamile kadınlar ve eşlerinden veya doğum eğitmenlerin­den oluşan küçük gruplar için açılır. Bu, bilgi edinmek için mükemmel bir yoldur. Diğer çiftlerle iletişim kurabilir ve sorular sorabilirsiniz. Diğer kadınların sizinle aynı konular hakkında endişe et­tiklerini göreceksiniz, örneğin doğum süreci ve ağrı yönetimi gibi. Sizi neyin beklediği konusunda düşünen tek kişinin kendiniz olmadığını bilmek güzel bir duygudur.
Doğum öncesi kurslar yalnız ilk defa hamile olan kadınlar için değildir. Yeni bir partneriniz varsa, bebek sahibi olma­nızın üstünden birkaç yıl geçtiyse, soru­larınız varsa ya da yeniden bilgi edin­mek istiyorsanız doğum öncesi kurslar size yardımcı olabilir.


Bu kurslar, sizin ve eşinizin duyduğu herhangi bir üzüntü veya endişeyi azalt­maya yardım edebilirler. Ayrıca, bebeği­nizin doğumundan daha fazla zevk al­manızı sağlayabilirler.


Kurslara Nerelerde Katılabilirsi­niz?
Doğum kursları, çeşitli yerlerde olabilir. Doğum yapılan hastanelerin ço­ğunda doğum öncesi kurslar bulunur, genellikle doğum süreci ve doğum hem­şireleri ya da bir ebe tarafından öğretilir. Diğer türdeki kurslar, farklı katılım de­recelerine sahiptir.
Bunun anlamı, kurs süresi veya konu­nun derinlik derecesinin çeşitli kurslar için farklı olmasıdır. Doktorunuza hangi kursları tavsiye ettiğini sorun. Sizin için en iyi olan kursun hangisi olduğuna ka­rar vermenize yardım edebilirler.


Neler Öğreneceksiniz?
Kurslar, sizi, eşinizi veya doğum eğitmeninizi, hasta­nede neler olacağı ve doğum süreci ve doğum sırasında neler yapılacağı konu­sunda bilgilendirmeyi amaç edinir. Bazı çiftler, eşlerin hamileliğe daha çok dahil olması ve kendilerini daha iyi hissetme­leri için kursların iyi bir fırsat olduğunu düşünürler. Bu, eşlere, hamileliğin geri kalanında olduğu kadar doğum süreci ve doğumda da daha aktif bir rol almaları için iyi bir fırsat verir.



Kaynak

Eşinizin yoğun alkol kullanımı spermlerinin kalitesini düşüreceğinden, onu da bilgilendirmenizde ve bu konudaki bilgiyi doktorunuz­dan beraber almanızda yarar var.

Hamile kalmadan önce “akşamcılar” gibi ol­mak (günde 6 kadehten fazla içmek) döllenmeyi engelleyebildiği gibi, erken dü­şük olasılığını da beraberinde getirir. Eğer hamileyseniz ve bu durumu henüz bilmeden alkol kullanmaya devam etmişseniz bebeğinizin bundan nasıl etkile­neceğini merak ediyor olabilirsiniz. Merak etmeyin; bu süre içerisinde bebeği­nizde olumsuz gelişime neden olacak etkenler henüz oluşmamıştır.

Hamilelik süresince alkol kullanmak, bebeğin rahim içindeki gelişimini, doğu­munu, bebeğin çocuklukta ve ergenlikte yaşayacağı sağlık sorunlarıyla mücade­le etmesini ve ergenliğe kadarki öğrenme yeteneğini olumsuz etkileyebilir.

Hamilelikte alkol kullanan kadınlar, açık bir şekilde, bebeklerini “fetal alkol sendromu” ile karşı karşıya getirir. Bu sendrom, fiziksel, zihinsel ve davranışsal birçok sorunun bir arada bulunması anlamına geliyor. Bunlardan bazıları geli­şim sorunları, kalp sorunları, zihinsel gerilik veya yüzde ya da organlarda anor­mallikler olarak sıralanabilir. Bunun yanı sıra beynin gelişimini de olumsuz et­kileyerek, hafıza, öğrenme, konuşma ve davranış eksiklik veya bozukluğuna da yol açabilir.

Fetal alkol sendromu olan bir bebekte, kısa boy, düşük kilo, küçük kafa yapısı, eklem ve organlarda sorunlar, yüzde anormal oluşumlar ve kalp has­talığı görülebilir. Ender olarak kulak enfeksiyonları, diş sorunları ve görme bo­zukluğu da ortaya çıkabilir. Ve ne yazık ki, günümüzde fetal alkol sendromunun tedavisi yok. Alkolün bebeğin gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerinden bi­ri, bebeğin az gelişmesine neden olmasıdır. Buna tıp literatüründe “rahim içi ge­lişme geriliği” (İUGG-intrauterin gelişme geriliği) adı verilmektedir. Alkol kul­lanımının yol açabileceği en ciddi sonuçlar ise düşük ve erken doğumdur.

“İçkiyi az için, bu sorunlar azalır” demek de ne yazık ki mümkün değil. Çünkü tıp, ne kadar içildiğinde bu sorunlarla karşılaşıldığını tam olarak bilemiyor. Ha­milelikte, bebeğiniz sizin kanınızda bulunan her şeyi alır; bu kadar basit yani!

Dolayısıyla aldığınız alkol, plasentadan ona geçer. Yetişkinlerde, fazla alkol tü­ketiminde karaciğer alkolle mücadele etmeye çalışır. Bazen başarılı olur, bazen olamaz. Bebeklerin karaciğerleri ise alkolle mücadele etmede yeterli değildir. Düşünsenize, o daha minicik!..

Bilimsel araştırmalar, her gün düzenli içmenin veya bir kerede aşırı düzeyde al­kol almanın ciddi komplikasyonlara neden olabileceğini gösteriyor. Ancak, ara­da bir veya özel günlerde bir kadeh içmenin bebeğe bir zararının olmadığını öne sürenler de var. Eğer, “Hayır, benim vazgeçmem çok zor” diyorsanız, o zaman kontrollü olarak ve sağduyunuzu kullanarak, alkol tüketim düzeyinizi bir şekil­de kararında tutabilirsiniz.

Bazı hekimler, hastalarına özellikle ilk trimesterde içmemelerini, çünkü bu dönemde bebeğin organ sisteminin şekillendiğini ve teh­likeye açık olduğunu söylerler. Bu dönemden sonra ise haftada bir iki kadeh sı­nırlaması getirirler. Siz de doktorunuz ile konuşarak kendinize uygun bir plan yapabilirsiniz. Ama, en iyisi tabii ki hiç içmemek.

 

 

 

Kaynak

Hamilelikte kan uyuşmazlığı; anne kan grubunun Rh(-), baba kan grubunun ise Rh(+) olduğu hallerde meydana gelir. Rh uygunsuzluğu da denilen bu durumun olması bebekte her zaman sorun olacağı anlamına gelmez.

Sorun oluşması için öncelikle bebek kan grubunun Rh(+) olması, gebelik veya doğum sırasında bebek kanının anne kanına karışması ve bu durumda yabancı bir kan grubu ile karşılaşan annenin bağışıklık sisteminin devreye girip yabancı kana karşı antikor üretmesi gerekir. Antikorlar antijeni ortadan kaldırmak için bünye tarafından oluşturulan silahlardır. Daha önceden hatalı kan nakli veya düşük gibi durumlarla vücut tarafından antikor oluşmadığı takdirde çoğunlukla ilk gebeliklerde bebekte problem olmaz.

Çünkü uyarılma olup antikor oluşuncaya kadar gebelik sonlanır. Çoğunlukla da uyarılma doğumda bebekten anneye kan geçişi ile olur. Doğumdan sonra bu uyarılma önlenemezse daha sonraki gebeliklerde vücut bu yabancı kanı görünce hatırlar ve hemen savunma silahını devreye sokarak bebek kan hücrelerini tahrip etmeye başlar.Kan grupları temel olarak A ve B adı verilen iki grubun varlığı veya yokluğuna göre belirlenir.

Her kişi A,B, AB ve 0 gruplarından birine sahiptir. Kan grupları,kırmızı kan hücrelerinin üzerinde bulunan antijenlere göre belirlenip adlandırılır. Antijenler, savunma sistemini harekete geçiren proteinlerdir. A grubu sadece A antijenlerine, B grubu sadece B antijenlerine,AB grubu ise her iki (A ve B ) antijene sahiptir.”0″ grubunda ise ne A ne de B antijeni bulunmaktadır. Ardından Rh faktörünün varlığı ve yokluğuna göre de alt sınıflara ayrılır. Eğer kanınızda Rh antijeni yoksa Rh negatif (-) , Rh antijeni varsa Rh pozitif (+) olarak tanımlanırsınız.İnsanların % 85′inden fazlası Rh pozitifdir. Doğum öncesi takipte annenin kan grubunun bilinmesi gereklidir.
Rh uygunsuzluğu varlığında eğer bebek de pozitif ise doğum esnasında anne kanı ile bebeğin kanı temas eder ve anne kanına Rh faktörü geçer. Anne buna anti Rh(antikor) üreterek karşılık verir.

Bir sonraki bebek eğer Rh (+) olur ise annenin oluşturduğu antikorlar ikinci gebelikte, bebek dolaşımına çocuk eşinden (plasenta) geçerek kan hücrelerini öldürmeye başlar. Geçen antikor miktarı ile doğru orantılı olarak , bebekte anne karnında iken, kansızlık yani anemi gelişir. Buna bağlı olarak ultrasonda bebekte hidrops adı verilen vücut boşluklarında sıvı birikmesi durum tespit edilir. Bebekteki anemi sonucu kalp yetmezliği ve hidrops tablosunun nedenidir. Hastalığın şiddetine ve yok edilen kan hücrelerinin miktarına bağlı olarak bebekte anne karnında ölüm de dahil olmak üzere bir çok sorun görülür.

Annenin bağışıklık sistemi bir kez antikor üretmeye başladıktan sonra artık geri dönüşüm yoktur. Önemli olan vücut antikor üretmeden devreye girebilmektir.Amniyosentez – Kordosentez, düşük, dış gebelik, yanlış kan nakli,gebelik sırasında görülen fazla miktarda kanamalar sonucunda da anne ve bebek kanı doğumdan önce de temas edebilir.Bazen Rh(-) bir kadına hata ile Rh(+) kan verilebilir. Bu durumda ortada gebelik yokken bile kadının kanında anti-Rh antikorlar bulunabilir ve ilk bebek uygunsuzluktan etkilenebilir.Bu yüzden Rh (-) olan her anne, gebeliğin hemen başında anti-Rh antikorlar açısından araştırılmalıdır.

İNDİREKT COOMBS TESTİ denilen bu test ile gebe kanında dolaşan hücrelere fikse olmamış antikorlar saptanır. DİREKT COOMBS testi ise bebeğin kanına bakılarak tespit edilir. Bu nedenle gebeliğin başında, gebeliğin ortalarında ve sonlarına doğru annede indirekt coombs testi bakılarak, annenin Rh uygunsuzluğundan etkilenip etkilenmediği araştırılır.TedaviKan uyuşmazlığında amaç annenin Rh pozitiflere karşı antikor oluşturmasını engellemektir. Bu tür bir hastalıktan kurtulmanın temel kuralı korunma olduğundan aşağıdaki kurallara uyulmalıdır:Gebeliğin başında eşlerin kan grupları tespit edilmelidir.

Eğer Rh uyuşmazlığı varsa indirekt coombs testi uygun aralıklarla tekrarlanmalıdır.İlk gebelikte 28.haftada erken korunma iğnesi (Rh hiperimmün globulin=anti-D) yapılabilir.Doğumdan sonra bebek kan grubu Rh pozitif bulunursa; sonraki bebekleri korumak için antikor üretimini engelleyecek anti-D enjeksiyonu 72 saat içinde yaptırılmalıdır. Eğer anne duyarlı hale gelmişse bebek risk altındadır.

Gebelik ilerledikçe; kandaki antikor düzeyleri kontrol edilir.Eğer yüksek düzeylere çıkarsa, özel testlerle bebeğin sağlığı mutlaka bir perinatoloji kliniğinde takip edilmeli ve uygun tedavi yapılmalıdır.Düşüklerde gebelik 3 aydan büyükse anti-D uygulaması tam doz yapılmalıdır. İlk 3 ay içinde 6-8 haftadan sonra ceninde kırmızı kan hücreleri oluşmaya başladığından düşük doz anti-D (koruyucu iğne) yapılması uygun olur.Kürtajlarda anti-D müdahaleden önce uygulanmalı, operasyon mümkünse vakum ile yapılmalıdır.Benzer şekilde dış gebelikde de müdahaleden hemen sonra anti-D yapılmalıdır.Tanısal amaçlı girişimler olan amniyosentez, kordosentez, CVS gibi işlemler sonrasında anti-D yapılması gebeliğin sağlıklı devamı açısından son derece önemlidir.

 

 

 

 

Kaynak

Gebelik dönemi kırk hafta süren ve anne adayının normal iş yaşamı gereği veya daha değişik nedenlerle otomobil yolculuğu yaptığı bir dönemdir.

Elbette tüm gebelik boyunca bir anne adayının evine bağlı kalması düşünülemez. Anne adaylarımızın birçoğu gebelik dönemleri boyunca yaygın olarak otomobil yolculuğu yapmalarına rağmen, birçoğu gebelik döneminde emniyet kemerinin doğru kullanımının nasıl olması gerektiğinden habersiz. Bazı anne adayları gebeliklerinin ilk aylarında emniyet kemeri kullanıp karınları büyüyünce bebeklerine zarar verme endişesiyle kemer kullanımını bırakıyorlar. Bazı anne adayları ise hava yastığına güveniyor.

Anne adaylarına gebelikte emniyet kemeri kullanımı konusunda bilgi yeterince verilmiyor. Elbette gebelik haftası ilerledikçe kemer takmak ve rahat araç kullanmak daha da zorlaşıyor. Ancak bazı kurallara uyularak emniyet kemeri kullanımına rahat bir şekilde devam edilebilir:

Öncelikle eğer aracı kendiniz kullanacaksanız aracınıza "rahat" bir şekilde yerleşmelisiniz. Karnınız büyüdükçe direksiyon simidi sizin yerinizi daha çok daraltacaktır.

Bir çözüm olarak koltuğunuzu mümkün olduğunca geriye alıp, arkanızdaki ve altınızdaki boşlukları birer yastıkla doldurmayı deneyebilirsiniz.

Direksiyon simidinin yüksekliğini karın seviyenize değil göğüs seviyenize ayarlamanız yerinizi artıracaktır. Bu önlem, muhtemel bir çarpışma anında hava yastığınız varsa, hava yastığının karnınıza doğru değil göğüs kafesinize doğru açılmasını sağlayacaktır.

Emniyet kemerini her yolculukta kullanılmalısınız. İster arka koltukta olsun, ister ön koltukta olsun, ister arabayı kendiniz kullanın, isterse başkası kullansın her zaman emniyet kemerinizi takmalısınız. Bu, ufak bir mesafe için de olsa, doğum ağrıları için hastaneye gidilen bir yolculuk da olsa ihmal edilmemeli.

Hava yastığı hiçbirzaman emniyet kemerine bir alternatif olarak görülmemelidir.Emniyet kemerinin omuzdan kalçaya uzanan uzun bir kısmı ve bacakların ve karnın üst kısmını saran kısa bir parçası olmak üzere iki parçası var. Bu iki parça kişinin vücudunu üç ayrı noktadan sarıyor ve ani bir darbede uzun kısım en üst noktadan kilitlenerek vücudun üst kısmının öne gitmesini engelliyor.

Alttaki kısa parça ise vücudun alt kısmını sabitleyerek kişinin öne gitmesini ve yerinden havalanmasını engelleyerek etki gösteriyor. Bir kaza ya da bir fren esnasında emniyet kemerinin kilitlenerek size zarar vereceği korkusu duyuyorsanız ve bu yüzden emniyet kemeri takmıyorsanız bunu okuyun:

Emniyet kemerinin üstteki noktadan sabitlenmesi ve kilitlenmesi için çok ani bir hız azalması gerekiyor. Yani ya bir çarpışma ya da çok ani yapılmış bir fren gibi durumlarda kemer kilitleniyor. Bu kadar ani bir hız değişikliği zaten fiziksel kanunlara göre kişinin öne doğru çok hızlı bir şekilde hareket etmesine ve hatta vücudun havalanmasına bile yolaçabilir. Bu da kişinin başının ve gövdesinin cama çarpmasına, bacaklarının sıkışmasına ve ileri durumlarda araç dışına fırlamasına bile neden olabilir. Halbuki emniyet kemeri bunu kesinlikle önlüyor.

Yani ani bir fren veya kazaya emniyet kemersiz yakalanan anne adayı hem kendisini hem de bebeğini daha büyük bir tehlikeye atmış oluyor.Emniyet kemeri arabaya binildikten sonra hemen takılmalı. Emniyet kemerinin üst noktasından omuz hizasına gelecek şekilde yükseklik ayarı yapılmalı ve uzun parça göğüs kafesinin üzerinden aşağı doğru gidecek şekilde ayarlanmalıdır. Üst parça asla koltukaltı bölgesine veya ileri gebelik dönemlerinde karnın altına alınmamalıdır.

Gerginliği normal bir harekete izin verecek şekilde yükseklik ayarıyla sağlanmalıdır. Alt parça ise bacakların üst kısmında ve karnın altında durmalıdır. Kafalık ayarı da boynu arkadan destekleyecek şekilde yapılmalıdır.Aracınızdan çıkarken eğer direksiyon simidinizin yükseklik ayarı varsa simidi yükselterek bırakınız ve araçtan bu şekilde çıkınız. Bu, arabanıza bir dahaki sefere binerken size kolaylık sağlayacaktır.

 

 

 

Kaynak

Gebelerin % 3-5 inde ise seker hastaligi gebelik sirasinda ortaya çikar, bunlarin önemli bir kismi gebelik sonrasi geriler. Gebelikte plasentadan salgilanan bazi hormanlar insülinin etkisini bozarak seker hastaligina yol açarlar. Kan sekerinizin diyet ve fiziksel aktivite ile düzenlenememesi durumunda insülin tedavisi baslanmasi gerekebilir. Gebelikde agizdan kullanilan seker ilaçlari kullanilamaz. Bu ilaçlar bebege zararli olabilir.

Daha önce seker hastaligi olmayan bir kadina 24-28 haftalar arasinda seker tarama testi yapilir. Bu testin bozuk çikmasi durumunda daha ayrintili testler yapilarak gerçek seker hastaligi arastirilir. Risk gurubunda olan gebelere daha erkenden daha ayrintili testler uygulanir.

Riskli gebeler:
• 30 yas üstü gebeler
• Sismanlar
• Ailesinde seker hastaligi olan kisiler
• Daha önce 4 kilonun üzerinde dogum yapmis olan gebeler.

Gebelik sekeri olanlarda su sorunlar ortaya çikabilir:
• Düsükler
• Ölü dogumlar
• Ani bebek ölümleri
• Gebelik hipertansiyonu
• Bebekte bazi anormallikler
• Iri bebek
• Dogum sonrasi bebeklerde solunum yetmezligi
• Dogum sonrasi bebeklerde kan kalsiyum ve sekerinde ani düsmeler

Gebelik seker hastaligi genellikle dogum sonrasi gerileyecektir. Ancak % 50 olasilikla ileri yaslarinizda tekrar karsiniza çikabilir. Sonraki gebeliklerinizde de % 50 olasilikla tekrarlayabilir.

ÖNERILER:
• Risk gurubunda iseniz dikkatli olunuz.
• Verilen diyete dikkatle uyunuz.
• Doktorunuzla siki isbirligi içinde olunuz.
• Fiziksel olarak aktif olunuz.
• Kontrollerinizi aksatmayiniz

 

 

 

Kaynak


yumurtalık yaşlanmasıGünümüz kadini artik geç dogum yapiyor. Önce kariyer sahibi olmak, saglikli bir iliski olusturmak, gelecek için ekonomik güvence saglamak gibi nedenlerden dolayi gebelik geciktiriliyor. Çocuk dogurmak için 30`lu hatta 40`li yaslara kadar bekleniyor. Ancak bu bekleyis gebelik sansini belirgin olarak azaltiyor. Öyle ki 35 yasindaki kadinlarda tüp bebek tedavisi bile yasla kaybedilen gebelik sansinin ancak yarisini telefi edebiliyor.

Uzmanlara göre günümüzde kadinlarin en çok sordugu sorular söyle ;

- Bebek yapmak için ne kadar vaktim kaldi?

- Yumurtalik rezervimi bilebilir miyim?

- Yumurtalik yaslanmasini yavaslatabilir miyim?

Bebekken 2 milyon olan yumurta sayisi, 37 yasinda 25 bine iniyor

Yumurtaliklar yasam boyu degisim gösteren dinamik organlardir. Kadinlarin ömür boyunca sahip olacagi yumurta sayisi, dogdugu günde hatta daha anne karninda iken çoktan kodlanmistir. Anne karninda kiz bebeklerde dördüncü ayda yumurta sayisi en yüksek sayiya ulasmaktadir.

6-7 milyon olan bu yumurta sayisi dogumda 1-2 milyona kadar azalmakta, ergenlikte 300.000, 37 yasinda ise 25 bine kadar inmektedir. Menopoza girmis bir kadinda ise rakam 1000 kadardir. Yumurta yaslanmasi genetik ve çevresel faktörlerin birbiriyle iliskisinin bir yansimasidir. Yumurta yaslanmasinin iki dogal sonucu azalmis gebelik sansi ve menopozdur.

 

Dogurganlik hangi yasta, hangi oranda azaliyor?

- Kadinlarda yumurta sayisinin azalmasiyla birlikte 30-33 yaslarinda dogurganlik orani da düsmektedir.

- Bu azalmanin 35-38 yasinda hizlandigi gösterilmistir.

- 30 yasindaki bir kadinda her ay gebe kalma olasiligi %20 oranindadir.

- 38 yasinda canli dogum orani %50 oraninda azalmaktadir.

- 40 yasinda bu azalma % 75’e çikmaktadir.

- Her 100 kadindan 10’unda yumurtalik erken yaslaniyor

Dogal yaslanma sürecinin ötesinde yaklasik her 100 kadindan 10’unda beklenenden daha erken yumurtalik yaslanmasi ve kaybi olmaktadir. Her 100 kadindan birinde ise erken menopoz gelismektedir. Ülkemizde ortalama menopoz yasi 46-48’dir.

Menopoz yasinda genetik çok önemlidir. Bir kadinin menopoz yasi genellikle annesininkine yakindir. Sigara içimi menopoz yasini ortalama iki yil öne alir. Menopoz yasi öne geldikçe 8 ila 10 yil öncesinden baslamak üzere gebelik sansi azalarak kisirlik orani da artar.

Yumurtalik yasi, takvim yasindan farklidir

Ileri yaslarda bile bazi kadinlarda yumurtalik fonksiyonlari gençliklerindeki gibidir ya da bunun tam tersi olabilir. Yani genç yaslarda yumurta sayisi ve kalitesi beklenenden çok hizli azalabilir. Bu durum yumurtalik rezervi ya da yumurtalik yasi terimini ortaya çikarmistir.

Yumurtalik yasi her zaman takvim yasi ile uyumlu olmayabilir. Yumurtalik rezervi herhangi bir yasta azalabilir. Bu durumda kisi düzenli adet görmeye devam etse bile gebe kalma olasiligi çok azalmistir. Bu kadinlarda artan gebelik kayiplarina daha sik rastlanir.

 

Yumurtaliklarin yaslanmasini gösteren testler var mi?

Bazi testler yardimi ile yumurtalik rezervini ve gebe kalabilme olasiliginin anlasilabilmesi mümkündür.

Yumurtaliklarda bulunan yumurta sayisini ultrasonografi ile sayilabilir ve adetin üçüncü günü alinan hormon testlerine bakilir.

Bu testlerin adi, FSH, E2, AMH, INHIBIN-B’dir.

Yumurtaliklarin tek doz ilaç kürüne verdigi cevap ölçülür.

Yasa bagli kisirlikta, tedavi seçenekleri kisitli

Yasa bagli kisirligin tedavisinde tibbi seçenekler kisitlidir. Özellikle 30 yas üzeri olup da daha ileri bir yasta gebe kalmak isteyen kadinlara, üreme sagligi merkezlerinde mutlaka over yasini ölçtürmelerini tavsiye ettiklerini belirten Uzmanlar, “Hatta 30 yasinin altinda olan, sigara içen, ailesinde erken menopoz hikayesi olan, 21-24 günde bir adet gören veya endometriozisi (çikolata kisti) olan kadinlarin bu arastirmalari daha genç yaslarda yapmalarinin önemini vurguluyor.

 

Kadinin yasi ilerledikçe neler olur?

- Yumurta sayisi ve kalitesi azalir.

- Yumurtalik kalitesindeki azalmaya bagli gebelik sansi azalirken düsük riski artar.

- Rahmin embriyo tutma yetenegi azalabilir ama rahmin yaslanmasi yumurtalik yaslanmasi gibi dramatik degildir.

- Rahimde myom benzeri yapisal sorunlar daha sik gözlenir ve rahme giden kan akimi azalir.

- Hipertansiyon, diyabet gibi gebeligi riske sokabilecek hastaliklarin orani artar.

 

 

Kaynak

DNA hamilestoreİngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, anne adaylarının hamilelik sırasında beslenme şekli, bebeklerinin DNA'sında değişiklikler yaratarak obezite riskini artırabiliyor.

Southampton Üniversitesi'nden uzmanların Diabetes (Diyabet) dergisinde yayınlanacak olan çalışmasına göre düşük düzeyde karbonhidrat tüketmek, bebeğin genlerinde bazı unsurların değişmesine yol açıyor.

Bu değişikliklerin görüldüğü bebekler, yaşamlarının ileriki aşamalarda daha çok kilo alıyor.

Yani anne düşük karbonhidratlı biar beslenmeye geçerse, çocuğunun kilo alma riskini artırıyor.

İngiliz Kalp Vakfı, bu nedenle kadınların beslenme ve yaşam tarzları konusunda daha çok bilinçlendirilmesini istiyor.

Bebek DNA'sını çevreye göre programlıyor

Uzmanların teorisine göre, anne karnında gelişimini sürdüren bebek, dünyaya geldiğinde karşılaşacağı ortama hazırlıklı olmaya çalışıyor ve DNA'sında buna göre değişiklikler oluyor.

Yani karbonhidratı az bir ortamda gelişen bebek, yeterli besin olmadığı varsayımıyla vücudunu depolamaya programlıyor.

Daha önce hayvanlarda yapılan çalışmalarda da beslenmenin gen işlevlerinde değişiklik yaratabildiği belirlenmişti. Buna, epigenetik değişim deniyor.

Bu alana eğilen uzmanlar çevre ile genlerin nasıl bir etkileşim içinde olduğunu anlamaya çalışıyor.

Söz konusu araştırmada, uzmanlar göbek bağından numuneler alarak 'epigenetik markörleri' inceledi.

Bu veriler hamileliklerinin başlarında şeker ve nişasta alımı az, düşük karbonhidratlı gıdalarla beslendiğinde, çocuklarda bu markörlerin geliştiğini belirledi.

Daha sonra da bu markörler ile aynı çocukların altı ve dokuz yaşında obez olma riski arasında ciddi bir bağ ortaya çıkarıldı.

Anahtar A vitamini

Uluslararası uzmanların katkıda bulunduğu çalışmaya liderlik eden Profesör Keith Godfrey, BBC'ye açıklamasında "Şaşırtıcı olan, bu verilerin altı ile dokuz yıl kadar sonra çocuklardaki şişmanlığın dörtte birini açıklaması" dedi.

Raporda genetik özelliklerin doğum kilosundan "çok daha büyük" etki yaptığı ve annenin zayıf ya da kilolu olmasıyla bir ilgisi bulunmadığı kaydediliyor.

Söz konusu değişiklikler A vitamini için reseptörler yaratan RXRA geninde görüldü. A vitamini, hücrelerin yağları nasıl işleyeceğini belirliyor.

Profesör Godfrey, "bu hem çok etkileyici hem de potansiyel önemi büyük bir araştırma" dedi.

"Hamile kadınlar beslenme konusunda tavsiyeler alıyor ancak bu konu, çoğu zaman sağlık personeli için öncelik olmayabiliyor."

"Bu araştırma ise bebeklerinin uzun vadeli sağlık durumunda etkili olduğu için annelerin beslenme tavsiyelerini dikkatle izlemesi gerektiğini gösteriyor."

İngiliz Kalp Vakfı'ndan Profesör Mark Hanson da araştırmanın epigenetik değişimlerin kısmen de olsa yaşamın ilk dönemleri ile daha sonraki hastalıklar arasında bağlantı oluşturduğuna ilişkin önemli kanıtlar sunduğunu söyledi.

Hanson bunun kadınların gelecek nesillerin sağlığını iyileştirebilmek için beslenme konusunda daha fazla desteğe ihtiyacı olduğunu gösterdiği görüşünde.

 

 

Kaynak

ikiz bebekler1. Birden fazla bebek taşıdığınızı hissedersiniz. Sezgilerinize ve rüyalarınıza kayıtsız kalmayın. Bazı ikiz anneleri ( veya daha fazlasının) en başından beri birden fazla bebek taşıdıklarını bildiklerini söylerler.


2. Mide bulantısını veya sabah bulantılarını daha fazla yaşarsınız. Eğer birden fazla bebek sahibi oluyorsanız, aynı zamanda hCG (human chorionic gonadotropin-gebelik hormonu) seviyeniz de yükselir. Yüksek hCG seviyeleri büyük olasılıkla sizde sabah bulantıları (veya bütün gün) nöbetleri meydana getirecek.


3. Diğer normal hamilelik belirtileri abartılı olabilir. İkiz bebeklere hamile olan çoğu kadın- ama hepsi değil- muhtemelen sistemlerinde dolaşan ekstra hormonlardan dolayı daha yoğun hamilelik belirtileri gösterirler. Göğüslerinizin çok hassas olduğunu, daha sık idrara çıktığınızı, her zaman aç olduğunuzu ve çok yorgun olduğunuzu fark edebilirsiniz. İkinci üç aylık dönemde, soluğunuzun kesilmesini, ellerinizin, ayaklarınızın şişmesini (ödem), alışılmışın dışında kilo almayı ve karnınızın büyümesini, ceninin haddinden fazla hareket etmesini tecrübe edebilirsiniz. Anemi ve düşük demir (hemoglobin düşüklüğü) de aynı zamanda ikiz veya daha çoklu hamileliklerde çok görülür.


4. İlk üç aylık dönemde süratle kilo alırsınız. İlk üç aylık dönemde averajın üzerinde kilo almanız birden fazla bebek taşıdığınıza dair ilk ipucunuz olabilir. Eğer iyi yiyorsanız, önemsemeyin. Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Dergisi’nin bir çalışmasında ikiz hamilelikleri için erken kilo almanın önemi vurgulanıyor, onun için ilk iki üç aylık dönemde kilo alımının doğum kilosu üzerinde en büyük etkiye sahip olduğu bulunmuştur.(Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Dergisi 1998; 179: 1155-1161)


5. Gebelik süresi için büyük ölçülürsünüz. İlk kontrolünüzde size uterusunuzun (rahminizin) randevular için geniş olduğu söylenebilir. Eğer son adet döneminiz haftalık gebe olduğunuzu gösteriyorsa, uterusunuz 10 veya 12 haftalık kadar olabilir. Bu sizinle ilgilenen insanı ültrason istemeye teşvik edebilir. Hamileliğiniz ilerledikçe, eğer birden fazla bebek taşıyorsanız, dip yüksekliğiniz ( rahim ölçüsü) gebelik dönemine göre sürekli olarak daha geniş olacaktır. Bir uterus dönemi, bir bebekle, cinsel organ ölçüldüğünde 38-40 cm yüksekliğe ulaşırken, ikiz bebek hamileliği döneminde 48 cm.’ye kadar genişleyebilir.


. Yüksek AFP seviyesine sahip olduğunuz söylenir. Bebek büyüdükçe bebeğin salgıladığı ve annenin kanında bulunan Alfa fetoproteinin (AFP) seviyesi birden fazla bebek olduğunda yükselebilir. (Nöral tüp hataları gibi başka nedenlerden dolayı da yükselebilir.) Bu kan örneği normal olarak son adet döneminizden 16 ila 18 hafta sonra verilir. Alpha fetoprotein testleri ikiz hamileliklerdeki kusurların yarısından fazlasını ortaya çıkarır.


7. Sürekli yükselen hCG değerleriniz olduğu söylenir. Human Chorionic Gonadotrophin (hCG), döllenmiş yumurta ve koryonik çıkıntı tarafından üretilen bir hormondur. Plasenta gelişene kadar hamileliği sürdürmek için buna gereksinim duyulur. Bir adetiniz bile gecikse, kanınızda veya idrarınızda bulunabilir. Normal olarak, tek bebekli hamileliklerde, ilk haftalarda hCG’nin kan (serum) konsantrasyonları sürekli artar, her iki üç günde bir iki katına çıkar. hCG seviyeleri ikiz veya daha çoklu hamileliklerde daha yüksek olabilir.


8. Doktorunuz iki cenin kalp atışı duyar. İki ayrı kalp atışı doktorunuzun ofisinde 12 hafta civarında Doppler’le ayırt edilebilir olabilir, 28. hafta civarında karın muayenesi yapılırken iki cenin kafası ve birden fazla küçük bölümler ayırt edilebilir.


9. Positif bir ültrasonunuz var. Eğer ikizlere hamile olduğunuzdan kesinlikle inanıyorsanız, ültrason hamilelikte çok daha erken yapılabilir. Yetenekli bir ültrasoncuyla, iki gebelik kesesi, iki embriyo ve iki farklı cenin kalp atışı son adet döneminin ilk gününden altı hafta sonra görülebilir. Çoğu ikizler beş hafta kadar erken teşhis ediliyor- son adet döneminizden sonra sadece bir hafta adetiniz geciktiğinde.

 

 

 

Kaynak

hamilelik ve diyetSon yıllarda çoğu kadın hamile kalmakta zorlanıyor ve tıbbî destek alarak hamile kalmaya çalışıyor. Bunun sebepleri arasında stresli hayat tarzı öne çıksa da uzmanlar en büyük etkenin dengeli beslenmemek olduğunu kaydediyor. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Suat Erşahin, "Ya tek tip besleniyorlar ya da ilaç kullanarak zayıflamaya çalışıyorlar. Bu sağlıksız beslenme, kadınlık hormonlarına zarar veriyor." diyor.

Kadınlar, hem estetik hem de psikolojik yönden kendilerini daha iyi hissetmek için sürekli bir zayıflama derdi içinde. Sık sık diyet yapıyor veya tek tip beslenerek formunu korumaya çalışıyor. Özellikle de havaların ısındığı şu günlerde daha formda görünebilmek adına çeşitli yöntemler denenmeye başlandı bile. Ancak kadınları saran bu zayıflık tutkusu birçok sağlık sorununa zemin hazırlarken, hamile kalmayı da engelliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Suat Süphan Erşahin sık sık yapılan veya tek besin içeren diyetlerin hormonal dengeyi bozarak, yumurtlamayı engellediğini söylüyor.

Özellikle son yıllarda çoğu kadın hamile kalmakta zorlanıyor ve tıbbın getirdiği son teknolojik yeniliklerle hamile kalmaya çalışıyor. Bunun sebepleri arasında stresli hayat biçimi ön sıralarda gelse de en büyük etken dengeli beslenmemek. Kadınların daha güzel gözükebilmek için aç gezdiklerini dile getiren Dr. Erşahin, kadınların bilinçsiz bir şekilde zayıfladıklarını belirtiyor. Erşahin şu bilgileri veriyor: "Ya tek tip besleniyorlar ya da ilaç kullanarak zayıflamaya çalışıyorlar. Bu sağlıksız beslenme kadınlık hormonlarına zarar veriyor. Diyelim ki bir kadın çok tatlı ve çok çikolata tüketiyorsa, o insülin metabolizmasını tetikliyor, bu da yumurtlamayı önlüyor. Ayrıca bilimsel bir ispatı olmayan zayıflama ilaçları, kadının âdet düzenini bozuyor ve doğurganlığı da etkilemiş oluyor. Sağlıksız beslenen kadınlar ayrıca erken menopoza giriyor."

Dr. Erşahin, sık sık diyet yapma ve tek beslenme biçimi sebebiyle hamile kalamayan birçok hastasının olduğunu ifade ediyor. Erşahin şöyle konuşuyor: "Hastanın kilo dengesinin hızlı değişmesi, gebeliği etkiliyor, gebe kalması daha da güçleşiyor. Böyle durumda hastayı bekletiyoruz. Belli bir kalori besleme veriyoruz. İnsülin mekanizması düzeldikten sonra hasta ancak hamile kalabiliyor."

Uzmanlar, sık sık diyet yapmayı önermedikleri gibi tek tip beslenmeyi de öngörmüyor. Yeterli vitamin, mineral ve kaliteli protein alamamak, hormonların düzenli ve yeterli çalışmasını engelliyor. Kişinin gerekli protein, karbonhidrat ve yağları alması gerektiğini belirten Erşahin'e göre kişi zayıflayacağım derken, kendini daha çok hasta ediyor, vücuduna geri dönülmez hasarlar veriyor. Sağlığıyla uyuşmayan zayıflama ilacı kullanmak yumurtaya zarar veriyor. Eğer mutlaka kilo verilecekse, uzman kişilerden yardım alınması, kulaktan dolma bilgilere göre hareket edilmemesi gerekiyor.

Doğurganlığın artması için sağlıklı beslenin

Doğurganlığın artması ve döllenmenin sağlıklı gerçekleşmesi için anne adayı, sağlıklı beslenmeli.

Ceviz, fındık, muz, greyfurt, portakal, mandalina, tahıllı ekmek, yoğurt, süt, kivi, soya, bulgur, kereviz, brokoli, bezelye gibi besinler tüketin.

Hamile kalınmadan önce ideal kiloya ulaşın. Ancak ideal kiloya ulaşırken asla tek tip beslenmeyin.

Hamilelik sırasında herhangi bir hastalık dışında diyet yapmayın. Hamilelik sırasında şeker hastaları uygun bir diyet programı uygulamalı.

Doğurganlık yaşını geçirmeden önce (35 yaşına kadar) çocuk sahibi olun.

 

 

 

Kaynak